Karındeşen Jack ve bir ergen
June 1st, 2008Bu günlerde ne zaman ucuz bir gazeteyi açsam veya bir haber sitesine girsem karşımda bu kırmızı kafalı çocuğu görüyorum. "Busalı bimnemne annesini bimnemkaç parçaya doğradı.." falan filan.
İnsanlar artık bizim ülkemizde de cinnetler içinde bireysel cinayetler işlemeye başladı, farkında mısınız? Bu çocuğu sanki bu hale kendi kendine gelmiş gibi "piskopat katil" ilan eden medyanın bu işte hiç mi payı yok, yoksa kocaman bir payı mı var? Hangisi?
Bizim jenerasyonumuz da sorunlu ergenlik dönemleri geçirdi ama biz kalkıp da etrafımızdakileri doğramadık, çünküüüüü biz saftık.. Bizim zamanımızda televizyonda Adile Naşit masal okurdu, Doğru Mehmet diye temiz yüzlü bir çocuk vardı, kovboy filmleri seyrederdik ve izlediğimiz en korkunç şey Klemantin'di..
Televizyonda ,gazetede, filmlerde, bilgisayar oyunlarında kollar bacaklar havalarda uçuşuyor ve artık çocuklar cesetmiş, kanmış umursamıyor. Ve siz de kalkmış bu kokuşmuşluk, bu yozlaşma, bu cehalet, bu fakirlik ortada yokmuş, hiç olmamış gibi "cinayette satanizm şüphesi" gibi abu subuk başlıklarla milleti iyice allak bullak ediyorsunuz.
İnsanları televizyonun karşısında uyuşturan ve sistemli bir şekilde pasifleştiren bir düzen kuruldu. Önce apolitize edildiler, sonra da fakirlik ve cehaletin içine atıldılar, birbirlerine düşman edildiler. Giderek saman beyinli obezlere dönüşecekler, isteyen istediği gibi onları yönetebilsin diye. Hep özendiğimiz şey değil midir Amerika. Al sana küçük Amerika...
Tutsiler ve Hutular
January 1st, 2008Hotel Rwanda filmini yeni izledim. Kısaca anlatayım...
![]()
Yıl 1994. Paul Rusesabagina bir otel müdürüdür. Kendisi Hutu, Karısı Tutsi'dir. Müşterileriyle iyi ilişkiler kuran, etrafındakileri hoş tutan bir adamdır. Yönetimdeki Hutu Özgürlük Hareketi ,halkı Tutsilere karşı radyodan kışkırtmaya başlar.Hutu olan devlet başkanının uçağı bir suikastle düşürülür. Ülkede olaylar çıkar. Aşırı uçtaki Hutular (Interahamwe denilen örgüt) Tutsileri doğramaya başlar. Yüzlerce insan Paul'un oteline sığınır. Bundan sonrası bu adamın gözü dönmüş Hutulara karşı ailesi ve oteldeki insanların canlarını kurtarma çabasıdır.
Bu gerçek bir olay. Filmin de çok başarılı olduğu, vahşeti seyredene yaşatmasından dolayı ortada. Ruanda'da neler olup bittiğini görebiliyorsunuz.
![]()
Bu olaydan bahsetmek istiyorum. Çok etkilendim, çok üzüldüm ve nefret ettim.
1994'de Ruanda'da 100 gün içinde 800 bin insan katledilmiş. Çin'den yüzbinlerce satır getirtilmiş. İnsanlar satırlarla doğranmış ...
Ruanda'da üç etnik grup varmış eskiden. Hutular, Tutsiler, Pigmeler.Pigmeler %1 gibi bir azınlıkmış. Diğerlerinden farklı olsalar da diğer iki grupla birlikte ,sorunsuz yaşıyormuş. Birinci dünya savaşından sonra bu ülke Belçika'ya sömürge olarak verilmiş ve Belçika ülkeyi yönetmek kolay olsun diye o zaman azınlıkta olan Tutsileri ve Hutuları (dilleri, kültürleri, geçmişleri ortak olmasına rağmen) birbirinden Tutsilere Hutulara oranla çok üstün haklar vererek ayırmış. Herkese üzerinde etnik kökeni kocaman yazılarla yazan kimlikler dağıtmış. Hatta deri rengi tonları daha açık olanlar, daha uzun boylu ve güzel olanlara Tutsi demişler, burun yapılarını bile birbirinden ayırmışlar (ki Tutsilerle Hutular genetik olarak neredeyse aynı - bilimsel olarak kanıtlanmış)
İkinci dünya savaşından sonra ülkeye bağımsızlık getirmek amacıyla yönetim Birleşmiş Milletler'e verilmiş. Hutu Özgürlük Hareketi o zaman ortaya çıkmış, Belçika'nın desteğiyle Tutsilere eziyete başlamışlar.
1990-1992 arasında iç savaş yaşanmış ve yönetimde tek başına bulunan Hutu Özgürlük Hareketi bu işi artık kökünden bitirmeye karar vermiş.
Avrupa ve Amerika'nın bundan sonra olaya yaklaşımı nedense çok tanıdık geliyor. Olaylar sırasında Birleşmiş milletler kuvvetlerinden askerler ölünce bunu bahane edip askerleri çekiyolar. Filmde de olaylar başladıktan sonra otele askerler geliyor, oteldekiler mutluluktan uçuyor, fakat daha sonra askerlerin oteldeki Avrupalı'ları alıp ülkelerine götürmek için geldikleri meydana çıkıyor, beyazları kurtardıktan sonra arkalarına dönüp gittikleri görülüyor.
Oteldekilere baya bir yardımı dokunmuş olan BM albayının müdüre söyledikleri durumu özetledi. "Bana teşekkür etmen değil yüzüme tükürmen gerekiyor. Avrupalı'lar için hiçbir değeriniz yok. Siz onlar için zencilerden bile kötüsünüz çünkü Afrikalı'sınız."
Wikipedi'den aynen aktarıyorum..
"Katliamlara şahit olan bölgedeki Kanada ordusuna bağlı bir komutan, bizzat Birleşmiş Milletler Sekreteri (Kofi Annan'ı arayarak) katliamı bildirmiş ve ne yapılması gerektiğini sormuş olmasına rağmen müdahale etmemesi emrini almıştır."
"Ceset saklanabilecek her yer cesetlerle dolmuş, cesetlere saldıran köpeklere sinirlenen Hutular, o dönemde neredeyse ülkedeki tüm köpekleri öldürerek yok etmişlerdir. Dünyadaki soykırımlara seyirci kalmayacağını söyleyen Fransa ve ABD gibi ülkeler, bölgeye müdahale etmemek için BM'de soykırım sözcüğünü içeren tüm önergelerde değişiklik isteyerek, belgelerden çıkartılmasını istemişlerdir."
"Katliam haberlerini alan RYB(Ruanda Yurtseverler Birliği) üyeleri ülkenin doğusundan girip katliamcılarla savaşarak başkente kadar ülkeyi ele geçirdiler. O ana kadar bölgeye müdahaleden uzak durmaya çalışan Fransa, ani bir kararla, katliamı destekleyen ve o anda legal olarak tanınan Hutu hükümetine askeri yardıma başladı. Bölgede hızla ilerleyen Fransız askerleri, Kigali'nin batısından Kongo'ya kadar olan bölgenin yönetimini ele geçirdi ve oraya RYB askerlerinin girmesini engelleyip, bölgedeki katliama müdahale etmedi. O ana kadar 600 bin insan öldürülmüşken, kendi sorumlulukları altındaki bölgede 200 bin kişinin daha öldürülmesine seyirci kaldılar."
Filmin sonunda otel müdürü Paul Rusesabagina oteldeki 1268 mülteciyi kurtarmayı başardı.
Batının etnik ayrımcılık konusundaki tutumunu anlamak açısından izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Daha ayrınlı bilgiyi Wikipedi'nin ilgili sayfasında bulabilirsiniz.
gücün şekli
July 1st, 2007göl insanları kitabından ayrıntı.
" örnek olarak erkek zeytin yeşili babunların muhteşem köpek dişlerini düşünelim. Bu zarif hayvanların üst çenelerinde 10cm'e varan jilet gibi keskin ve parlak köpek dişleri vardır. Bu diş düzeneği öldürücü olabilecek güçtedir. Ancak gelin görünki bu dişlerin sahibi yırtıcı bir hayvan ortaya çıktığında kendini korumak için ilk ağaca tırmanan olacaktır. Eğer kesinlikle başka bir seçenek yoksa erkek babun olduğu yerde kalarak düşmanına tehditkar bir şekilde dişlerini gösterir.
bu yüzde, babunun köpek dişleri, yırtıcı bir hayvanla tehlikeli bir karşılaşma durmunda önemli olabilir. ama belli ki gerçek işlevleri, erkeğin başat evrimsel yönlendirme gücü olan cinsel başarıdır. bu demektir ki, hemcinslerinden daha fazla sayıda dişiyi dölleyebilen erkek bir sonraki kuşak için daha çok yavru meydana getirebilecektir. ve buda doğal seçilim bağlamında bir başardır. dolayısyla erkekler dişinin kendilerini seçmesi için, birbirleriyle sürekli ancak genellikle sessiz bir rekabet halindedir. hayvanlar dünyasında bu rekabet birçok şekilde ortaya çıkar. erkek tavus kuşunun gökkuşağı gibi renkli (ama ağır) bir kuyruğu vardır. erkek goril üstünlüğünü koca gövdesi ve sırtındaki gümüş renkli tüylerinin parlaklığıyla gösterir. erkek kızıl geyik daha büyük ve güçlü gövdesinde daha büyük ve gösterişli boynuzlar taşır. zeytin yeşili babunun da ışıldayan köpek dişleri vardır..
darwin'in yüzyıl önce farkına vardığı ve cinsel seçilim olarak adlandırdığı bu olgu baştan başa bir bütün hayvan dünyasına damgasını vurur.
bu nedenledirki güzel renkli kuşar genelde erkek iken bütün bu rekabetin ödülü olan dişiler çoğunlukla donuk renklidir ve yine bu nedenle erkekler genellikle dişilere göre daha cüsselidir. çünkü hanımları etkilemek ve rekabette daha üstün olduklarına ikna etmek çabasındadırlar. cinsel seçilim tabii ki insanlarda da geçerlidir. erkekler genelde kadınlardan yüzde 10 ila 15 arasında daha cüsselidirler. bazı toplumlarda bırakılan çoğu batı kültüründe ise rastlanmayan sakal da muhtemelen bu cinsel rekabet sembolüdür. ayrıca erkeklerin köpek dişleri büyük olmasalarda kesinlikle kadınlarınkinden daha büyüktür..
.............
evrimin ve doğal seçilimin işleyiş biçimine göre, bir sosyal grubun biçimi, bireyler için en yararlı olacak şekilde yani cinsel başarı açısından en iyi sonucu vercek şekilde belirlenir. eğer belli bir çevrede yiyecek kıt ise bireyin maksimum cinsel başarı stratejisi bazen harem kurmayı teşvik eder. böylece gruptaki dişiler kıt yiyecek için birçok erkekle mücadele etmek zorunda kalmayacak, haremin erkeğide dişilerin cinsel beğenilerini kazanmak için sürekli bir yarış içinde olmayacaktır. tabii arada haremin mülkiyet hakkı için ciddi çatışmalar olabilir. tatminsiz bekarlar kendi haremlerini kurmak için dişileri kaçırma fırsatı kollayabilir. haremin bulunduğu toplumlarda cinsel seçilim için erkeklerde abartılı özellikler görülür ki buna cinsel ikişekillilik denir. "
şimdi.. evrim'in kitabında böyle yazıyor.. peki biz nasılız?..
insanlık tarihimizde aslında yukarda yazılanlara birebir uyar.. peki şimdi neden erkekler hep çirkin mosquito'nun oğulları?.. kadınlar hep çiceklerin kızları?.. erkekler hep orman kaçkınları.. erkekler hep katil.. neden hep kadınlara çicek balyaları.. erkeklere traş makineleri?..
aslında erkekler hep aynıydı.. kadınlarda.. sadece zaman değişti..
yukarda yazılanlarda hep kadınlar erkeklerin peşinde olduğu varlıklardı.. hiç bir zaman uğruna ölen erkekleri umursamadılar.. hep güçlü olan kazandı.. zayıflar hiç bir zaman soyunu devam ettiremedi.. komik ama biz bu [b]güçlü[/b] erkeklerin zayıf oğullarıyız.. artık hanımları etkilemek için güçlü kaslara ihtiyacımız yok.. veya komşu kızı kandırabilmek için mahalledeki diğer erkekleri ezen biri olmak zorunda da değiliz..
artık "güç"ün şekli değişti.. güç artık omuzlarda değil hemen onun üstünde.. ve zaman içinde erkekler kendi akıllarına yenildiler.. kadınlar hep zarafetin simgesi, erkekler ona sahip olan çirkin kral oldu. kadınlar bazen özgürlüklerini ilan etselerde doğaya olan zayıflıkları yine kendi boyunlarını eğmeye mecbur bıraktı. ve binlerce yıl gözyaşı döktüler bunun için.. erkeklerde o gözyaşlarını topladılar.. (kendi gözyaşları yerine..)
kadınlar hep haindi aslında.. erkekleri aldatan..
"puslu soğuk hava.."
Soykırım nasıl birşeydir?
March 12th, 2007Herkesin ağzına dolanmış bir soykırım lafı.."Peynir" veya "ekmek" gibi rahat söyleniyor. Türkiye'ye yapılanlar, olayın gerçek mi yalan mı olması bir yana olayla ilgisiz, bugünkü politikaya alet edilip ortalığı karıştırmaya yönelik çalışmalar. Bunu artık herkes anlamıştır.
Benim anlayamadığım konu, 1992-1995 arasındaki bugüne çok yakın bir tarihte ve tüm dünyanın gözü önünde meydana gelen katliamları hiçkimsenin nedense hatırlamıyor olması. Avrupa nedense Sırpların yaptığı ,soykırım olduğu gün gibi ortada olan suça karşı kolunu kıpırdatmadı... Miloseviçi yargılamadılar mı? Yargıladılar tabi ayıp olmasın diye..Adam öldü zaten, mahkeme de yalan oldu. Ama bu BM güçlerinin onbinlerce ölüm ve kayıp olayına göz yummasından sonra meydana geldi.
Bu olaya benim gözümün açılması televizyonda izlediğim "Harrison's Flowers (Harrison'un Çiçekleri)" filmiyle olmuştu. Katliamı dünyaya gösteren gazetecilerdi.Film oradaki gazetecilerin başlarına gelenleri anlatıyordu. 1000den fazla gazeteci Yugoslavya'da öldü.

Mart 2007 Aktüel dergisindeki yazıda savaş onu yaşayan kadınların ağzından anlatılmış. Ağzımıza sakız olmuş soykırım lafı ne demektir onlar çok güzel anlatmış.. Biz burada atıp tutarken onların hissettiklerini tahmin bile edemeyiz....
"Annemi, beni ve yedi kardeşimi Foça (Bosna-Hersek'de bir kent) hapishanesine kapattılar. En büyüğü bendim, 12 yaşında. En küçüğümüz de 8 aylıktı. Orada 27 gün kaldık. Babamı götürdüler. Bir daha da haber alamadık. (...) Bir seferinde üçümüzü aynı odaya aldılar. Sırp Çetnik önce bana tecavüz etti, zorla onlara seyrettirdi. Sonra anneme tecavüz etti ve ikimize seyrettirdi. Sonra da komşumuz olan kadına tecavüz edişini anneme ve bana seyrettirdi."
"Erkekleri ayakta duramayacak kadar dövdükten sonra 'Türkiye'den Türkler gelsin şimdi ve ödünç alınan nasıl iade edilirmiş görsünler' diyorlardı. 'Bundan sonra Çetnikler'in çocuklarını doğuracaksınız. Siz bizim soyumuzdan, Sırplar'dan geliyorsunuz, siz Sırp'sınız' diyorlardı."
Yazının bir kısmına daha buradan ulaşabilirsiniz.Tümünü okumak için dergiyi almanız lazım.
Türkiye'nin diğer yarısı
March 6th, 2007IDeEFIXE Türkiye'deki kitap okuma grafiğini (-sanırım) kendi veritabanından yayınlamış.
Türkiye'yi eyaletlere bölmeyi düşünen salakların bu grafiğe tekrar tekrar bakmaları gerekli. Bu onların eseri. Şimdi bu ortaya çıkardıkları eser'den utanıp eyaletlere bölelim gibi saçma sapan lafları ediyorlar.
Bu son moda suya sabuna değmeyen entellik fikri Türkiye'nin bu kırmızı bölgelerini bir kez bile görmeden, bir kez bile insanlarıyla konuşmadan önce bahane ettikleri ırkçı fikirler konusunda bazı şeyleri tekrar hatırlamaları gerekli.
Neden Antep'in adı Gaziantep'dir, neden Urfa'nın adı Şanlıurfa'dır yada Maraş'ın adı Kahramanmaraş'dır. Türkiye'nin batısı neden işgal altındayken bu bölgelerden kurtuluş savaşı başlamıştır. Bunların üstüne bence bir daha düşünmeleri gerek.
Türkiye'de yarın bir savaş olduğunda bu ülke için bu haritanın açık mor tarafları mı kırmızı tarafları mı daha çok can feda eder, bunları düşünmeleri gerekli.
Bu kırmızı bölgelerdekiler teröre binlerce can feda ettikten sonra izmir'li bir annenin tek oğlunu kaybettiği için "hakkımı helal etmiyorum" demesi nedendir ?
Neden İstanbul gazeteleri Türkiye'nin diğer yarısındaki binlerce anneyi görmezde İzmir'li tek bir anneyi görür ?
Bu haritanın avrupaya yakın olmakla, ırkla, kültürle alakası yoktur. Bu harita anadoluya değer vermeyenlerin eseridir.
Şimdi kendi çizdikleri bu resmi beğenmiyorlarsa bu onların tarihte nasıl anılacağı ile ilgilidir, biz kendi başımızın çaresine bakarız, daha fazla bu ülkeye zarar vermelerine gerek yok.